“Bir müttefik, müttefikinin casus gemisini 75 dakika boyunca napalm, top ve torpido ile vurabiliyorsa ve müttefikin başkanı bunu örtbas ediyorsa, o ilişki müttefiklik değildir — şantajdır. USS Liberty’nin küllerine bakanlar, ‘koşulsuz Amerikan-İsrail dostluğu’ söyleminin altında, ABD’nin kendi denizcilerinin kanını bile bir başka devletin diplomatik konforu için harcayabildiğini görür. Bu gemi, ABD’nin ahlaki ayakta duruşunun, İsrail’in stratejik dokunulmazlığı karşısında nasıl kıvrıldığının deniz mezarıdır.”
8 Haziran 1967: Sinai’nin Ufkunda Bir Sıradan Sabah
İçerik Tablosu
- 1 8 Haziran 1967: Sinai’nin Ufkunda Bir Sıradan Sabah
- 2 El Ariş Cami Önünde: Liberty’nin Görmemesi Gereken Manzara
- 3 14:00 — Saldırı Başlıyor: Mirage III, Mystère IV, Napalm
- 4 Torpido: Geminin Yüreğine Saplanan 40 Düğümlük Ölüm
- 5 75 Dakika, 34 Ölü, 171 Yaralı, Battı Sanılan Bir Gemi
- 6 Beyaz Saray’ın Telsizleri Sustu: 6. Filo Geri Çağrıldı
- 7 Kidd Soruşturması: 10 Günlük Bir ‘Adalet’ Tiyatrosu
- 8 NSA SIGINT Kayıtları: ‘Amerikan Bayrağı Görüyorum’ Cümlesi
- 9 Neden Saldırdılar? Üç Hipotez, Bir Cevap
- 10 Tazminat: 17 Milyon Dolar, 34 Hayat
- 11 Veteranlar Cemiyeti, Yarım Asırlık Bir Direniş
- 12 Türkiye Köprüsü: ‘Koşulsuz Müttefiklik’ Söyleminin Soğuk Yüzü
- 13 Kozmik Sonuç: Bir Geminin Küllerine Bakarken
- 14 Kaynaklar
8 Haziran 1967, perşembe sabahı. Altı Gün Savaşı’nın dördüncü günü. Mısır ordusu Sinai’de çökmüş, İsrail Tümgenerali Israel Tal’ın zırhlı tümeni Süveyş Kanalı’na doğru ilerliyor; ama Golan Tepeleri’nde Suriye cephesi henüz açılmamış. Doğu Akdeniz’de, Mısır’ın El Ariş kıyısının yaklaşık 25,5 deniz mili kuzeybatısında (47 km), uluslararası sularda, gri renkli bir gemi 5 knot hızla doğuya yöneliyor. Adı: USS Liberty (AGTR-5). Bordasında 5×8 fitlik bir ABD bayrağı dalgalanıyor, ana direğinde GTR-5 numarası kocaman beyazla yazılı.
Gemi sıradan bir savaş gemisi değil. Resmi sınıflandırması “auxiliary technical research ship” (yardımcı teknik araştırma gemisi); gerçek görevi NSA için sinyal istihbaratı (SIGINT) toplamak. Anten ormanı, kriptolu radyo odaları, Mors operatörleri, Arapça ve İbranice dil uzmanları. Daha düne kadar Afrika’nın batı kıyısında çalışıyordu; Altı Gün Savaşı patlayınca, ABD Müşterek Kurmay Başkanları (JCS), Mısır-İsrail-Ürdün-Suriye askeri trafiğini dinlemek için Liberty’yi Doğu Akdeniz’e kaydırdı. NSA’nın istemi netti: “Mısır’a 12,5, İsrail’e 6,5 deniz milinden daha yakın olma.” Sonra emir yenilendi: 20 ve 15 mil. Sonra tekrar: her iki ülkeye de 100 mil. Ama bu son emirler bürokratik bir trajedi yüzünden — yanlış öncelik kodu, yanlış routing — Liberty’ye saldırıdan sonra ulaşacaktı.
Sabah 06:05. Geminin 4.000 fit üstünde, İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait bir Nord 2501 Noratlas keşif uçağı süzülüyor. Gözlemci telsizle merkeze rapor veriyor: “Geminin yan tarafında yazılı harfleri okuyabiliyorum: GTR-5.” GTR — “General Technical Research” — NSA’nın casus gemilerinin örtü kodu, dönemin Akdeniz’deki tüm istihbarat servisleri tarafından bilinen bir kısaltma. İsrail Donanma Karargâhı bu kodu kayda aldı. Mürettebattan denizci Larry Weaver yıllar sonra anlatacak: “Üzerinde kocaman Davut Yıldızı olan bir uçak direğimizin az üstünden geçti. Pilota el salladım, gülümseyerek karşılık verdi. Beni o kadar net görüyordu ki rütbemi okuyabilirdi. Bayrak da apaçık dalgalanıyordu.”
İsrail bu sabah Liberty’yi en az 13 kez keşif uçaklarıyla yakın takibe aldı. Saldırının başladığı 14:00’a kadar geminin kimliği konusunda yapılmış 8 saatlik bir gözlem dosyası vardı. İsrail tarafının daha sonra savunacağı “Mısır gemisi sandık” tezi, daha başında çürümeye mahkûm bir hikâyeydi.
El Ariş Cami Önünde: Liberty’nin Görmemesi Gereken Manzara
Saat 09:50. El Ariş’in minaresi çıplak gözle görülüyor artık. Mürettebat bilmiyor; ama o saatte, o minarenin gölgesinde, başka bir tarih yazılıyor. Üç gün önce başlayan savaşta İsrail birlikleri Mısırlı esirleri “sorun” olarak görmeye başlamıştı. Yer yok, gardiyan yok, kamyon yok. Pratik çözüm tarihin bildiği o eski çözüm: infaz.
James Bamford’un 2001 tarihli “Body of Secrets: Anatomy of the Ultra-Secret National Security Agency” (Doubleday, 2001) adlı kitabında, görgü tanıklarına dayanarak aktardığı şudur: El Ariş camisinin önünde, elleri arkadan bağlı, sırada bekleyen yaklaşık 60 silahsız Mısırlı esir, makineli tüfekle infaz edildi. Aynı saatlerde, kentin başka noktalarında ve Ras Sedr‘de de benzer toplu infazlar yaşandı — sonradan İsrailli gazeteci Gabby Bron, Aryeh Yitzhaki ve Israeli tarihçi Ben-Ami Citrin’in tanıklıklarıyla, ardından Israeli Devlet Arşivleri’nin sınırlı belge açılımıyla doğrulanacak hadiseler. Mısırlı kaynaklar rakamı çok daha yüksek — 250 ile 1.000 arası esir — söylüyor; tartışmalıdır, ama bir şey tartışmalı değildir: O sabah El Ariş bir savaş suçu mekânıydı.
Ve denizden 13 mil ötede, sahile bakan bir gemi vardı: anten ormanı, dil uzmanları, kayıt cihazları. Liberty, El Ariş üzerindeki tüm radyo-telsiz trafiğini dinleyebiliyordu. İbranice konuşan operatörler, İsrail kara birliklerinin sahaya verdiği emirleri, esir transfer-eylem kodlarını, hatta cami önünden veya Ras Sedr’den verilen pratik raporları teorik olarak duyabilecek konumdaydı. Bamford’un tezi şudur: Liberty, asla duyulmaması gereken şeyi duydu. Bu tez, İsrail Devlet Arşivleri’nin 2007 sonrasında sızdırdığı belgelerle güçlendi ama tam belgelenemedi — çünkü o günün kayıtlarının önemli bir kısmı “kayıp” oldu.
14:00 — Saldırı Başlıyor: Mirage III, Mystère IV, Napalm
12:05. Aşdod limanından üç motorlu torpido botu (T-203, T-204, T-206) Liberty’nin koordinatlarına yönelir. 50 deniz mili mesafe, yaklaşık 2 saatlik bir yol. Aynı anda İsrail Hava Kuvvetleri’nin Hatzor üssünden, 50mm top mermisi, roket ve napalm yüklü iki Mirage IIIC ve ardından iki Dassault Super Mystère havalanır.
14:00 civarı, ilk Mirage Liberty’nin üstüne dalar. Geminin köprüsünde bekçilik yapan Yardımcı Komutan Lt. Painter yıllar sonra anlatacak: “Uçakta hiçbir markaj yoktu, kimliği belirsizdi. İki çocuk top mevzilerinde duruyordu. Onlara komut vermeye çalıştım — geç kalmıştım. İkisi de parçalanmıştı.” 30mm zırh delici mermi, geminin alüminyum üst yapısını tereyağına soğuk bıçak gibi kesti. Komutan William L. McGonagle (geminin kaptanı) köprüye geçtiğinde, ekibin önemli bir kısmı zaten yerdeydi.
İlk saldırı dalgası özellikle iki hedefe yöneldi: (1) Top mevzileri (Liberty’nin .50 kalibrelik makineli tüfeklerinden ibaret çok zayıf savunması), (2) Antenler (geminin telsiz iletişimini öldürmek için). Hava kuvvetlerinin bu seçici hedefleme paterni, saldırının niyetinin gemiyi batırmak olduğunun en güçlü kanıtlarından biridir. Çünkü “Mısır gemisi sandım” tezinin doğru olması için saldıranın anten direklerini değil, gövdeyi vurması gerekirdi. Tam tersine vurdular: önce kulağı sağırlaştır, sonra dilini kes, sonra öldür.
Geminin telsizcileri James Halman ve Joseph Ward, yoğun İsrail jamming’ine rağmen parçalanmış antenleri lehimleyerek bir SOS yolladı: “Any station, this is Rockstar. We are under attack by unidentified jet aircraft and require immediate assistance.” NSA’nın 1981 tarihli kapalı raporu “Attack on a Sigint Collector, the USS Liberty” (SRH-256, 2003’te kısmen, 2007-2011 arası tam olarak deklasifiye edildi), bu SOS’in Akdeniz’deki ABD 6. Filosu’na ulaştığını ama bir dizi gizemli iletişim aksaklığı yüzünden yardımın gönderilmediğini belgelemektedir.
Torpido: Geminin Yüreğine Saplanan 40 Düğümlük Ölüm
14:24. Hava saldırısı bittikten ortalama 20 dakika sonra, 3 motorlu torpido botu (komutan Lt. Cmdr. Moshe Oren) Liberty’nin başına geldi. Botlar gemiyi 2.000 yardadan beş adet 533mm torpido ile vurdular. Beşinden dördü ıskaladı; ama biri, geminin sancak (sağ) tarafındaki NSA SIGINT bölümüne isabet etti. Patlama, gemi gövdesinde 9 metrelik bir delik açtı ve NSA’nın gizli haberleşme odasında çalışan operatörlerin tamamı bir anda öldü.
Bu torpidonun tam o bölmeye isabet etmesi, kazaen olabilecek bir şey değildir. Çünkü Liberty’nin NSA bölümü, geminin orta sancak tarafında yer alıyordu — sıradan bir torpido botu komutanı geminin orasında hassas elektronik aksamın olduğunu bilmezdi. İsrail Donanması bu gemiyi mimarisiyle birlikte tanıyordu. Torpido isabetinden hemen sonra İsrail botları gemi etrafında daire çizdi; Liberty’nin batma sürecini izlediler. Bot komutanı Oren’in deniz günlüğüne kaydettiği gözlemde “GTR-5 yazısını gördüm ama bayrak yoktu” ifadesi vardır; Liberty mürettebatı ise bayrağın hava saldırısında düştüğünü ama kaptanın bir yedek bayrağı (bu kez 7×13 fitlik holiday flag‘i) köprü direğine çektirdiğini belgeleyecektir.
Aynı zamanda dehşet verici bir başka olay yaşandı: Liberty, hava ve torpido saldırısı sonrası cankurtaran sandallarını denize indirmek üzereyken, İsrail botları yaklaşıp cankurtaran sandallarını da otomatik silahla taradı. Bu, Cenevre Sözleşmesi’ne göre savaş suçudur. Mürettebattan Lt. Cmdr. Philip Armstrong (ikinci kaptan) sandalları indirme komutu verirken vuruldu ve öldü. Bot komutanları geminin batmasını öyle kesin görüyordu ki, sonra olay “karasal” bir kazaya dönüşür kaygısıyla, bütün izleri silmek niyetindeydi.
75 Dakika, 34 Ölü, 171 Yaralı, Battı Sanılan Bir Gemi
Toplam saldırı süresi: yaklaşık 75 dakika (hava ve deniz saldırısı birleşik). İsrail kaynakları daha sonra resmi süreyi 23 dakikaya indirdi (sadece doğrudan ateş anları sayıldı). Mürettebat sayısı 294, kayıplar:
- 34 ölü (denizci ve subaylar, 2 deniz piyadesi, 1 NSA sivil çalışanı — Allen M. Blue)
- 171 yaralı
- Geminin %70’i kullanılamaz hale geldi; tek başına geri dönüş yeteneğini koruyabildi (kaptan McGonagle, ağır yaralı olmasına rağmen, gemiyi 17 saat boyunca Malta’ya yöneltti)
Komutan William L. McGonagle, bu olağanüstü direnişi nedeniyle Onur Madalyası (Medal of Honor) ile onurlandırıldı. ABD donanma tarihinde geleneksel olarak Beyaz Saray’da, Başkan eliyle verilen bu madalya, Liberty olayında bir istisna olarak Washington Navy Yard’da gizli bir törenle, Donanma Bakanı eliyle verildi. Sebebi açıktı: Madalyanın kazanıldığı olayı, Beyaz Saray görünür kılmak istemiyordu. Bu, Onur Madalyası verilme şeklinin tarihteki en ezici küçümseme örneklerinden biridir.
Beyaz Saray’ın Telsizleri Sustu: 6. Filo Geri Çağrıldı
Saldırı esnasında ABD 6. Filosu’nun amiral gemisi USS Saratoga (Girit yakınında), Liberty’nin SOS’ini aldı. Saratoga, A-4 Skyhawk saldırı uçaklarını kalkışa hazırlamaya başladı. Ama emir Pentagon’dan ve Beyaz Saray’dan geri geldi: İptal.
O dönemde Donanma Operasyonları Şefi Adm. Thomas Moorer’ın yıllar sonra (1990’lar ve 2003-2004) verdiği ifadeler şunu söyledi: “Başkan Johnson, savunma bakanı McNamara’ya 6. Filo uçaklarını geri çağırma emri verdi. Sebep olarak ‘müttefiklerimizi utandırmamak’ diye söz etti. Kendi kulağımla duydum.” Yine Moorer’a göre, McNamara açık telsizde “I want those aircraft back on deck” (“O uçakları derhal pist üstüne geri istiyorum”) emrini verdi.
Bu emrin verildiği saatlerde Liberty hâlâ saldırı altındaydı. Yardım için kalkan uçaklar geri çağrıldı, 34 Amerikan denizcisi öldü. Olayın belki en katlanılmaz tarafı budur: Saldırıyı yapan İsrail’i değil, kendi yaralı denizcilerini cezalandıran bir Beyaz Saray.
Kidd Soruşturması: 10 Günlük Bir ‘Adalet’ Tiyatrosu
Saldırıdan sonra ABD Donanması, Liberty olayı için bir Court of Inquiry (Soruşturma Heyeti) kurdu. Başkan: Amiral Isaac C. Kidd Jr. Baş hukukçu: Captain Ward Boston Jr. Heyetin görevi: olayın koşullarını araştırmak ve bir rapor sunmak. Heyete tanınan süre: 10 gün. (Karşılaştırma: Aynı dönemde Pearl Harbor için kurulan soruşturma 6 ay sürmüştü.)
Heyet, mürettebat tanıklıklarını dinledi; bazılarının ifadelerine “bayrak görünmüyordu” gibi cümleler bilfiil eklendi, başka cümleler çıkarıldı. Saldırı süresi 75 dakikadan resmi raporda 23 dakikaya indirildi. İsrail tarafının ifadeleri, ABD denizcileriyle çelişmesine rağmen kabul edildi. Final raporun sonucu: “Saldırı, kazaen kimlik karışıklığından kaynaklanmıştır; ihmal niteliğindedir, kasıt yoktur.”
37 yıl sonra, 2004 Ocak’ında Captain Ward Boston, 81 yaşında, noter onaylı bir yeminli ifade (affidavit) imzaladı. Aşağıdaki cümleler bu belgenin tam metnindendir:
“Hem Amiral Kidd hem ben, bu saldırının kasıtlı olduğuna kuşkusuz inanıyorduk. Başkan Johnson ve Savunma Bakanı McNamara’dan, saldırının ‘kimlik karışıklığı’ olarak rapor edilmesi yönünde doğrudan emir aldık. Amiral Kidd bana, ‘rapor önümüzde bekleyen sonuca uydurulmuş, ancak ben gerçeği biliyorum’ dedi.”
Yani: Soruşturma heyetinin başkanı bizzat, rapor kasten yanlış yazıldı diye itiraf etmiş. Bu, ABD askeri tarihindeki en ezici dahili itiraflardan biridir; ama ana akım Amerikan medyası bu ifadeye neredeyse hiç yer vermedi. Sadece Washington Report on Middle East Affairs, The Chicago Tribune (Joe Crankshaw kalemiyle), Stars and Stripes ve birkaç bağımsız yayın haberi işledi.
NSA SIGINT Kayıtları: ‘Amerikan Bayrağı Görüyorum’ Cümlesi
Liberty saldırısının kasıtlı olduğunun en sarsıcı kanıtı, ABD’nin kendi istihbaratının dinleme kayıtlarıdır. Saldırı sırasında Atina’dan kalkmış bir EC-121 ferret uçağı (Donanma SIGINT keşif uçağı, Lockheed Super Constellation tabanlı), Akdeniz’in üstünde uçuyordu. Üzerinde İbranice ve Arapça dil uzmanları, dolu Wullenweber radyo dinleme ekipmanı.
EC-121’de görevli Donanma Baş Astsubayı Marvin Nowicki (İbranice ve Arapça dilbilimci), olay esnasında ekipten birinin acele intercom çağrısını duydu: “Hey şef, UHF’de çok tuhaf trafik var. Bir Amerikan bayrağından söz ediyorlar. Ne olduğunu anlamadım.” Nowicki frekansı buldu. Kayıtta İsrailli pilotların telsiz konuşmaları vardı. Bir pilot komuta merkezine sesleniyordu: “Bu bir Amerikan gemisi. Bayrağı gördüm. Tamamen Amerikan!” Komuta merkezinden gelen cevap: “Vur, vur, batır.”
Bu kayıtlar — “Liberty SIGINT Tapes” — NSA’nın en gizli arşivinde 36 yıl boyunca tutuldu. Varlığı bile reddedildi. 1979’da James Bamford The Puzzle Palace‘da kayıtların varlığını ima etti; NSA reddetti. 2001’de Bamford Body of Secrets‘ta detayları yayımladı; NSA sustu. Ancak 2003’te, USS Liberty Veterans Association’ın baskısı ve FOIA (Freedom of Information Act) davaları sonucunda NSA arşivinin SRH-256 serisi kısmen deklasifiye edildi. 2007-2011 arasında ek belgeler ardı ardına geldi. Pilot konuşmalarının tam transkripti bugün nsa.gov‘un USS Liberty arşivinde, sansürlü ama erişilebilir biçimde durmaktadır.
Belgenin en çarpıcı kısmı şudur: Saldırıyı başlatan İsrail pilotunun gemiyi Amerikan bayrağıyla tanıdıktan sonra hâlâ ateş açmaya devam ettiği belgelenmiş; ardından İbranice ses kayıtlarının bir kısmı NSA tarafından “operasyonel kaynak ve yöntemi koruma” gerekçesiyle sansürlenmiştir. Yani: İsrail pilotunun bilerek ateşe devam ettiği sahne, ABD’nin kendi kayıtlarındadır, ama ABD vatandaşlarının görmemesi için sansürlenmiştir.
Neden Saldırdılar? Üç Hipotez, Bir Cevap
USS Liberty literatürünün en hassas sorusu: Neden? Çünkü “İsrail saldırdı” tezi 1990’lar sonrası akademide neredeyse tartışmasız hale gelmişti; ama “neden” sorusu hâlâ tartışmalı. Üç ana hipotez bulunur:
Hipotez 1 (Bamford): El Ariş Katliamı Örtbas. Liberty’nin SIGINT yeteneği, İsrail kara birliklerinin El Ariş ve Ras Sedr’deki esir infazlarını duyup kayda alıyordu. Bu kayıtların ABD eline geçmesi, savaş sonrasında İsrail için diplomatik felaket olacaktı. Saldırı, geminin dinleyebileceği şeyi sıfırlamak için yapıldı. Bamford’un 2001 kitabında ortaya attığı bu tez, 2007 sonrası açılan İsrail Devlet Arşivleri’ndeki esir infazı tanıklıklarıyla güçlendi ama tam belgelenemedi.
Hipotez 2 (Pearson, Hounam, Mellman): Golan Tepeleri Saldırı Planı. 8 Haziran akşamı İsrail kabinesi henüz Golan Tepeleri’ne saldırma kararı vermemişti; ABD aslında bu saldırıya muhalefet ediyordu. Eğer Liberty, İsrail’in 9 Haziran’da Suriye’ye saldırma planını önceden dinlerse, ABD baskısıyla saldırı engellenebilirdi. Liberty’nin susturulması, Golan operasyonunun ABD diplomatik direnci olmadan başlamasını garantiledi. (Kaynak: Peter Hounam, Operation Cyanide, Vision Paperbacks 2003)
Hipotez 3 (Adm. Moorer Komisyonu, 2003): Mısır’ı Suçlamak. İsrail amacı Liberty’yi batırmak ve saldırıyı Mısır’a atmaktı. ABD’yi Mısır’la doğrudan savaşa sokmak, böylece Mısır’ın Sovyet desteğini felç etmek hedeflenmişti. Adm. Thomas Moorer’ın 2003’te kurduğu bağımsız komisyon (“Moorer Commission”) bu hipotezi 8 ayrı kanıtla destekledi; raporu Library of Congress’te kayıtlı, ABD Kongresi’ne sunuldu, ABD Kongresi olayı görmezden geldi.
Üç hipotez birbirini dışlamaz; üçü birden doğru olabilir. Ortak payda: İsrail’in o sabah ABD’nin görmesini istemediği bir şey vardı. Liberty o şeyi görüyor olabilirdi. Bu, müttefik bir devletin müttefikine açtığı ateş için yeterli bir sebepti. Bu mantık başlı başına, “koşulsuz müttefiklik” söyleminin matematiğini çürütür.
Tazminat: 17 Milyon Dolar, 34 Hayat
Mayıs 1968 — İsrail hükümeti, ölen 34 denizcinin aileleri için ABD’ye 3,32 milyon dolar ödedi (2025 değeriyle ~30,8 milyon dolar). Mart 1969 — yaralı 171 mürettebat için 3,57 milyon dolar daha. Aralık 1980 — geminin maddi hasarı için, 13 yıllık faiziyle birlikte 6 milyon dolar. Toplam: ~13 milyon dolar (dönemin), bugünün parasıyla yaklaşık 86 milyon dolar.
Bu, ABD’nin “vergi mükellefi parasıyla” ödediği başka bir gerçeği gizler: Tazminat geriye, ABD’den İsrail’e gitti. Çünkü 1967 sonrası İsrail’e ABD yardımı dramatik biçimde arttı; Camp David’in 1979’undan sonra İsrail her yıl ABD vergi mükellefinden yaklaşık 3 milyar dolar askeri/sivil yardım almaya başladı (bugün 3,8 milyar). Yani USS Liberty saldırısının tazminatı, ABD’nin kendi parasıyla ABD’ye geri ödendi: önce yardımdan kesildi, sonra yeni yardım olarak gönderildi. Muhasebenin bu “yuvarlak işlemi”nde 34 denizcinin ailesi, dünya tarihinin en iyi finansmanlı cinayet tazminat protokolüne taraf oldu.
Veteranlar Cemiyeti, Yarım Asırlık Bir Direniş
USS Liberty hadisesinin örtbas edilememesinin tek sebebi, Amerikan demokrasisinin işlemesi değildir — hayatta kalan mürettebatın direnişidir. Hayatta kalan denizciler 1980’de USS Liberty Veterans Association‘ı kurdu (libertyveterans.org). Üç temel talepleri bugün hâlâ değişmedi:
- 1967 Donanma Soruşturma Heyeti raporunun açık, bağımsız, Kongre denetiminde yeniden açılması
- Saldırının resmi olarak “kasıtlı” sınıflandırılması ve cinayet olarak tescili
- İsrail’in faillere yönelik soruşturma açması veya pilot/komutanların ifşa edilmesi
İkinci kaptan James Ennes 1979’da Assault on the Liberty (Random House) kitabını yayımladı; ABD kütüphanelerinden uzun süre çekildi, satıştan kaldırıldı, bazı satıcılara baskı yapıldı. Yine de hayatta kaldı. Mürettebat üyelerinden Philip Tourney What I Saw That Day (Powderhouse, 2010) ve Joe Meadors gibi isimler hâlâ aktif olarak konuşuyorlar. 2010’larda hayatta kalanların sayısı 50’nin altına düştü; her yıl 8 Haziran’da Arlington Ulusal Mezarlığı’nda anma töreni yapılıyor.
Anma törenlerine ABD’nin oturan başkanlarının hiçbiri 58 yıl boyunca katılmadı. Tek istisna, 1997’de Donanma Bakanı düzeyinde bir resmi temsil — ama o da “talihsiz olay” söyleminin dışına çıkmadı.
Türkiye Köprüsü: ‘Koşulsuz Müttefiklik’ Söyleminin Soğuk Yüzü
USS Liberty hadisesi, Türkiye’nin son 60 yıllık dış politika hafızasının okunmasında bir prototip niteliğindedir. Çünkü olay tek bir cümlede özetlenebilir: Müttefiklik söylemi altında, daha güçlü ortağın daha zayıf ortağa karşı kayıt dışı eylem hakkı. Bu mantık, Türk-İsrail ilişkilerinin tarihindeki kritik kırılma noktalarının tam mantığıdır.
1996: Türkiye-İsrail Askeri İşbirliği Anlaşması. Şener Yıldırım hükümeti döneminde imzalanan ve sonraki on yılda Türkiye’yi İsrail savunma sanayisine bağlayan ana çerçeve. Anlaşmanın kabulü sırasında, Türk askeri-istihbarat çevreleri bir uyarı yaptı: “İsrail müttefiklik anlaşmalarını kayıt dışı eylem hakkı olarak okur, USS Liberty bunun örneğidir.” Uyarı dikkate alınmadı.
2009: Davos ‘One Minute’ Krizi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta Şimon Peres’e “You are killing” çıkışı, Türk dış politika tarihinin 1923 sonrası en sert İsrail karşıtı diplomatik anı olarak kayıtlara geçti. Bu olayın USS Liberty mantığıyla ilgisi ne? Çok doğrudandır: İsrail’in Gazze’deki Cast Lead operasyonunda (Aralık 2008-Ocak 2009) sivilleri vurması, Liberty’de 1967’de Amerikalı denizcileri vurmasındaki aynı ‘kayıt dışı eylem hakkı’ mantığının uzantısıdır. Erdoğan’ın çıkışı, bu mantığa Türkiye’nin verdiği geçici bir cevaptı.
2010: Mavi Marmara Saldırısı. 31 Mayıs 2010, İHH’nin Gazze ablukasını kırmak için yola çıkardığı Mavi Marmara gemisinin uluslararası sularda İsrail komandolarınca basılması ve 10 Türk vatandaşının öldürülmesi. USS Liberty saldırısıyla yapısal benzerlikleri şaşırtıcıdır:
- Her ikisi de uluslararası sularda gerçekleşti
- Her ikisinde de mağdur gemi silahsız sivildi (Liberty .50 makineli ile, Mavi Marmara hiçbir silahla)
- Her ikisi de İsrail’in operasyonel gerekçesi ile meşrulaştırıldı (“casus gemi”, “silah taşıyan provokasyon”)
- Her ikisinde de İsrail başlangıçta sorumluluğu reddetti, sonra kısmen kabul edip tazminat ödedi (Mavi Marmara için 2016 anlaşması: 20 milyon dolar)
- Her ikisinde de gerçek motivasyon hâlâ tam aydınlanmadı
Türkiye’nin Mavi Marmara sonrası 6 yıllık diplomatik gerginlik dönemi, ABD’nin Liberty sonrası direnişle benzerlikler taşıdı: müttefik söylem yıpranmadı, faillere yargısal yaptırım gelmedi, dosya “tazminat-normalleşme” formülüyle kapatıldı. Fark: Türkiye, ABD’nin LBJ döneminde yaptığının aksine, dosyayı en azından gündemde tutmaya çalıştı. 2013-2016 arası BM İnsan Hakları Konseyi’ndeki Türk diplomatik trafiği, Türkiye’nin Liberty’nin tersine bir tepki örneği vermek istediğinin işaretiydi.
Sonuç: USS Liberty, Türkiye için bir tarihsel uyarı belgesidir. ABD-İsrail “özel ilişki”sinin bile bu ilişkinin kapsadığı bir Amerikan denizcisinin ölümünden bağışlanabildiği bir dünyada, Türkiye gibi orta güç bir devletin İsrail ile ilişkilerinde “diplomatik mahremiyet” yanılsamasına kapılması, stratejik bir lükstür. Her müttefiklik anlaşması, USS Liberty’nin küllerinin üstüne ekstra bir paragraf yazmalıdır: “Müttefikim, gerek görürse, beni vurabilir; sonrasında diplomatik tabela ile ödeyebilir.“
Kozmik Sonuç: Bir Geminin Küllerine Bakarken
8 Haziran 1967. Liberty 75 dakika boyunca napalm, top mermisi, torpido ile vuruldu. 34 Amerikan denizcisi öldü. Onların ölümünün sebebi, vatanlarını korurken kuruşulanan bir savaş değildi. Sebep, kendi yönetimlerinin diplomatik konforuydu. Kendi başkanlarının (Lyndon B. Johnson) İsrail ile sürdürdüğü siyasi pakettin korunmasıydı. Kendi savunma bakanlarının (Robert McNamara) yardım uçaklarını geri çağıran emriydi.
Bu olayın en derin dersi, askeri değildir, hukuksaldır da değil — ahlakidır. Bir devlet, kendi vatandaşlarının ölümünü başka bir devletin diplomatik konforu için örtbas ediyorsa, o devletin egemenlik söylemi içi boştur. Vatandaşlar, devletin omurgasıdır; omurgayı kırarak ayakta kalan bir devlet, sadece görüntü olarak ayaktadır.
İşte tam burada, Atatürk’ün 1923’te kurduğu Cumhuriyet‘in en derin özgün katkısı görünür: “Yurtta sulh, cihanda sulh” formülünün özünde, bir devletin vatandaşının canı hiçbir diplomatik konfor için takas edilemez kıyamettedir. “Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.” Bu cümle, bir Mustafa Kemal cümlesidir; aynı zamanda USS Liberty’de Beyaz Saray’ın yapmadığının tam negatifidir.
USS Liberty’nin küllerine bakarken görmemiz gereken, ABD’nin moral çökmesi değildir tek başına. Görmemiz gereken, bu çökmenin Türkiye için bir aynalık sunduğudur. Hangi anlaşmayı imzalarsanız imzalayın, hangi müttefiki seçerseniz seçin, devlet hafızanız bu olayı bir köşede tutmalı. Çünkü uluslararası ilişkilerde dürüstlük bir lüks değildir — bir sürvival aracıdır. 1967’de Liberty mürettebatı bunu öğrenemeden öldü. Türk siyasal hafızası, 2026’da hâlâ bunu öğrenme şansına sahiptir.
Akdeniz’de, El Ariş’in 25 mil kuzeybatısında, bugün denizin dibinde yatmıyor Liberty. Geri döndü, tamir edilmedi, hurdaya çıkarıldı, 1973’te bir gemi mezarlığında parçalandı. Ama 34 Amerikan denizcisinin ve bir NSA sivil çalışanının ruhları orada, El Ariş açıklarında, bayraklarının bir ‘kimlik karışıklığı’ olarak vurulduğu sularda hâlâ dolaşıyor. Tarih bu denizcilerin gözünden bakmayı reddetmedikçe, müttefiklik söyleminin sahteliği örtbas edilebilirdir.
Bizim işimiz, bu denizcilerin gözünden bakmaktır. Çünkü onların gözünden bakmadığımız her tarih, kendi denizcilerimizi de aynı sulara yollamakla biter.
— Gölge, Kozmik Haberci · “Derin Tarih” köşesi, Bölüm 4 — Yeni Tur 4/10
Kaynaklar
- NSA Center for Cryptologic History — “Attack on a Sigint Collector, the U.S.S. Liberty” (SRH-256), William D. Gerhard ve Henry W. Millington, 1981 (deklasifiye: 2003 ve takip eden FOIA ile 2007-2011 arası tam), nsa.gov arşivinde
- James Bamford — “Body of Secrets: Anatomy of the Ultra-Secret National Security Agency” (Doubleday, 2001), USS Liberty ve El Arish katliamı bölümleri
- James Bamford — “The Puzzle Palace: A Report on America’s Most Secret Agency” (Houghton Mifflin, 1982), ilk NSA SIGINT ferret bahisleri
- USS Liberty Veterans Association arşivi (libertyveterans.org), hayatta kalanların ifadeleri, Joe Meadors, Phil Tourney, Larry Weaver tanıklıkları
- U.S. Navy Court of Inquiry, Adm. Isaac C. Kidd Jr. raporu, 18 Haziran 1967 (Donanma 7816-67 dosyası)
- Captain Ward Boston Jr., USN (Ret.) — Noter Onaylı Yeminli İfade, 9 Ocak 2004 (Coronado, California; 8 sayfa)
- James M. Ennes Jr. — “Assault on the Liberty: The True Story of the Israeli Attack on an American Intelligence Ship” (Random House, 1979; tekrar baskı Reintree Press, 2002)
- Peter Hounam — “Operation Cyanide: Why the Bombing of the USS Liberty Nearly Caused World War III” (Vision Paperbacks, 2003)
- A. Jay Cristol — “The Liberty Incident Revealed: The Definitive Account of the 1967 Israeli Attack on the U.S. Navy Spy Ship” (Naval Institute Press, 2013) — İsrail kaynak yorumları
- Philip F. Tourney — “What I Saw That Day: Israel’s June 8, 1967 Holocaust of U.S. Servicemen Aboard the USS Liberty” (Powderhouse Press, 2010)
- The Guardian (UK) — “The Cover-Up” by James Bamford, 8 Ağustos 2001 (Body of Secrets’tan uyarlama)
- Washington Report on Middle East Affairs (WRMEA) — USS Liberty cover-up serisi (1998-2024 arası 30’dan fazla makale)
- Adm. Thomas H. Moorer — Moorer Commission Final Report, 22 Ekim 2003 (Bağımsız soruşturma; üyeler: Adm. Moorer, Gen. Ray Davis, Hon. Hugh Ascha, Adm. Merlin Staring, Hon. James Akins)
- U.S. State Department, Office of the Historian — Foreign Relations of the United States 1964-1968, Volume XIX, Belge 284 ve 307 (CIA Memorandumu, İsrail Soruşturma Heyeti raporları)
- Israel Defense Forces — Yerushalmi Komisyonu raporu, Lt. Col. Yishaya Yerushalmi, 1967 (saldırı sonrası İsrail iç soruşturması; süre: 10 hafta)
- Wikimedia Commons — “Damage to USS Liberty, June 1967.jpg” (U.S. Navy, Photo # NH 97478, kamu malı)
- El Arish massacre — Aryeh Yitzhaki ve Gabby Bron tanıklıkları, Haaretz röportajları (2007); Israeli State Archives kısmi belge açılımı
- U.S. Holocaust Memorial Museum — Six-Day War archive, El Arish war crimes dosyası
- Mavi Marmara karşılaştırması: Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu raporu (2010) ve BM Palmer Report (Eylül 2011)
- Wikipedia — USS Liberty incident, Body of Secrets, Ras Sedr massacre, Battle of El Arish (1967) maddeleri (atıfla kullanıldı, ana kaynak olarak değil)




